Merhaba sevgili okurlar.


Malumunuz üzere Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye içerisinde ikinci defa müdahalede bulunuyor. Birinci harekat
olan “Fırat Kalkanı” ile oluşturulmak istenen sözde Kürt özde ise Terör koridorunun önü kesilerek huzur ve barış
ortamı tesis edilmişti. Fırat Kalkanı esnasında özgürleştirilen şehirlerden Cerablus ve Azez başta olmak üzere tüm
yerleşim birimlerinde Türkiye’nin eğittiği Suriyeliler tarafından polis güçleri oluşturularak göreve başlarken aynı
zamanda hukuk ve sağlık birimleri yeniden iş başı yaptı. Bu vesile ile topraklarını terkedip Türkiye’ye sığınan
binlerce Suriyeli de evlerine geri dönmüş oldular.

İlginçtir ki Suriye’de patlak veren savaş en başta muhalifler ve rejim arasında başladı ise de daha sonra çeşitli
aktörler sahada iş başı yaptılar. Bunların en önemlisi de yapay bir şekilde oluşturulan Deaş oldu. Bu sitede uzun
yıllardır yazı yazmaktayım. Bakınız 2012 yılında yani henüz Deaş ortada yokken “ Suriye Son-Baharı” başlıklı
makalemde belirttiğim üzere;
“Suriye’de direniş başlayalı 1.5 yıl olmasına rağmen rejim hala ayakta ve muhaliflerle mücadele ediyor. Hem
dışarıdan aldıkları destekler sayesinde, hem de muhaliflerin hala kendi aralarında doğru dürüst bir yapı
oluşturamadıkları aşikar. Ama nihayetinde Suriye, ne Mısır gibi stratejik bir öneme sahip, nede Libya gibi doğalgaz
yataklarına. Adım gibi eminim, eğer bunlardan biri olsa, Esed ya ölmüş ya da bir başka ülkeye iltica etmiş olurdu.
Kişisel çıkarlarını gözeten devletler sayesinde piyon vazifesi gören küçükler , sadece kendileri hakkında verilecek
kararı beklemekle yükümlüler. İşte Suriye de bu karar bir türlü verilemediği için hala kan akmaya devam ediyor.”
İşte o dönemlerde hala kan akmaya devam eden Suriye’de birden bire Deaş peydah oldu ve ne olduysa
büyük devletler de işin içine girerek bir koalisyon oluşturma gereği hissettiler. Deaş ise tüm dünyanın tepkisini
çeken büyük katliamlar ve vahşi infazlar sayesinde açıkça bir müdahale istedi desek yanlış olmaz.

Fakat atlanılmaması gereken mevzu ise, Deaş’a karşı oluşturulan bu koalisyonun saldırıları neticesinde danışıklı dövüş gibi
çekildikleri topraklara Ypg/Pyd isimli terör örgütlerinin yerleşmiş olması. Hatırlarsınız uluslararası baskılar
neticesinde Irak’lı peşmergeler bir dönem ülkemiz sınırları içerisinden geçerek Deaş’a karşı savaşmak üzere
Suriye’ye geçmişti. O dönemde Türkiye’nin politikası kimileri tarafından eleştirilmiş olsa da bugün haklı noktalarda
buluştuğumuzu görebiliyoruz. Zira muhalifleri temsil eden ÖSO ‘ya ve Türkmenlere zaman zaman bulunduğumuz
yardımları bile terör örgütlerine yardım ediliyor diyerek uluslararası arenada itibarımız yerle yeksan edilmeye
çalışılmadı mı? Üstelik kendi içimizde bulunan hainler vasıtasıyla gizli kalması gereken görüntüler servis edilerek.
Eğer peşmergelerin geçişine izin verilmeseydi bu itibarsızlaştırmanın dozu şiddetle artacak ve yalnız bırakılma
politikasına maruz kalınacaktı.


Zaman su gibi akıp geçti ama Suriye’de büyük aktörler tarafından verilen sözler hiçbir şekilde tutulmadı.
Sahip olduğu en uzun sınır komşusu olan bir ülkede cereyan eden olaylarda Türkiye’nin tek istediği akan kanın
durması olmasına rağmen büyük aktörlerin çeşitli hesapları neticesinde bugünlere gelindi. Binlerce kilometre
öteden ABD ve Rusya,hatta İran müdahalede bulunurken Türkiye ise 17-25 Aralık kumpası, Mit tırları ihaneti ve
nihayetinde 15 Temmuz hain darbe kalkışması ile uğraştığı için sürece dahil olamadı.

Bugüne geldiğimizde ise; Fırat Kalkanı harekatının başarılı olmasının akabinde geçtiğimiz hafta itibariyle
“Zeytin Dalı” harekatı başladı ve hedef Afrin olarak belirlendi. Neredeyse tamamen yerli ve milli silahlar ile
gerçekleştirilen operasyon son derece başarılı olarak geçiyor. Biz yaş itibari ile göremedik ama okuduklarımıza göre
Kıbrıs harekatı esnasında ülkemize uygulanan silah ambargosu nedeniyle istenilen sonuç pek alınamamış. Fakat şu
anda herhangi bir ülkenin uygulayacağı silah ambargosu bizi herhangi bir şekilde etkileyemez. Zira yerli İHA
Bayraktar tespit ediyor, yerli topumuz Fırtına obüsleri 40 km menzil ile vuruyor. Askerlerimizi kırsala götüren
mayına karşı dayanıklı yerli personel taşıyıcı Kirpi olurken, yerli helikopterimiz Atak ise yine yerli üretim Cirit füzeleri
ile hainlere fırsat tanımıyor. Askerlerimiz tamamen yerli üretim olan ve her türlü mevsim-arazi şartlarında
kullanılabilen MPT-76 silahlarını taşıyor. Tüm bu imkanlarla birlikte operasyonun ilk bir haftasında yüzlerce terörist
can verdi.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta dile getirdiği sabır taşı artık çatlamıştır ve olması
gerekene yine Türk milleti ve Fetöcü hainlerden arındırılan ordumuz karar verecektir. Tabi yazının başlığında da
belirttiğim üzere hadef sadece Afrin olarak kalmamalıdır. Orası temizlendikten sonra hedef Mümbiç ve İdlib olarak
devam etmelidir. Zira bu operasyonlar da amaç komşu Suriye halkının güvenliği gibi gözükse de temel amacımız
ülkemizin güvenliğini sağlama almaktır. Uluslararası arenada Türkiye’nin varlığı kabul ettirilmeli ve bizden habersiz
bölgede bir şey yaşanmasına müsaade edilmeyeceğinin bilinmesi gereklidir. Allah’ın izniyle o günlerde gelecek ve
2023 hedeflerine koşarak ilerleyen bir Türkiye göreceğiz inşallah.

Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin. Askerimizin yardımcısı olsun.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Bahattin 11 ay önce

güzel analiz yorum ve bakış açınız için teşekkürler

banner150

banner148