Güncel:
Sahanın masaya yansıması: ABD ile mutabakat ve Güvenli Bölge
 Barış Pınarı harekâtının dokuzuncu gününde Başkan Yardımcısı Mike Pence öncülüğündeki ABD Heyeti 17 Ekim’de Ankara’ya geldi. Pence’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir buçuk saatten fazla süren yüz yüze görüşmesinden sonra, yaklaşık 4,5 saat süren heyetler arası görüşmeler gerçekleşti. Görüşmeler sonucunda mutabakata varıldı ve 13 maddeden oluşan ortak bir açıklama yapıldı.
Son sözü baştan söylemek gerekirse, varılan mutabakat Türkiye açısından net bir kazanımdır. Zira Barış Pınarı harekâtı çerçevesinde sahada askeri olarak gerçekleştirilmeye çalışılan amaçların, daha az maliyetle ve kayıpla çözülme ihtimali güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Harekâtın dokuz günlük etkisi
Barış Pınarı harekâtının dokuz günde ortaya çıkan sayısal ve siyasi etkileri, ABD ile yapılan müzakerelerde Türkiye’nin elini güçlendiren önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Zira harekât öncesinde onu engellemek, başlamasının ardından da durdurmak için Türkiye’nin üzerinde yoğun bir baskı oluşturulmaya başlamıştı.

Türkiye harekâtın başında hedeflerini net bir şekilde ortaya koydu: Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar 30 kilometre derinliğindeki bölgenin terör örgütünden temizlenmesi ve güvenli hale getirilecek bu bölgede Suriyeli mültecilerin gönüllü geri dönüşü için gerekli altyapının sağlanması.

Sayısal açıdan ele alındığında, dokuz günde bin kilometrekareden fazla alan, diğer bir ifadeyle hedeflenen bölgenin yüzde 15’inden fazlası terör unsurlarından temizlendi, en az 702 terörist etkisiz hale getirildi.

Siyasi açıdan ise ABD’nin himayesinde, 2014 yılından beri DEAŞ’la mücadele gerekçe gösterilerek 30 bin tır silah ve askeri malzemeyle desteklenen ve Suriye’nin kuzeyinde hayal bile edemeyeceği kadar genişlikte bir toprakta kontrol sağlayan PKK/YPG’nin devlet kurma planları büyük bir darbe yedi. ABD askerlerinin Barış Pınarı harekâtı vesilesiyle bölgeden çekilmesi sonucunda, Obama döneminde Amerikan Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından uygulanmaya başlanan ve Türkiye’nin itirazlarına rağmen Trump döneminde de devam ettirilen YPG’nin desteklenmesi şeklindeki politika da fiilen sona ermiş oldu. Dolayısıyla Barış Pınarı harekâtının ilk dokuz gününde bile oldukça önemli kazanımlar elde edilmiş oldu

Barış Pınarı harekâtına karşı ABD’nin tavrı
Öte yandan harekâtta ilerleme sağlandıkça, durdurulmasına yönelik baskıların yoğunluğu artmaya başlamıştı. Baskı uygulayan ülkelerin başında ise ABD geliyordu. Suriye krizinin başından beri Ankara’nın krize yönelik çözüm önerilerini uygulamaya yanaşmayan Amerikan yönetimi, Türkiye’nin terör tehdidini ortadan kaldırmak ve sınır güvenliğini sağlamak için askeri çözüm ihtimalini ciddi bir şekilde gündeme getirdiği dönemlerde ise gerçekleştirdiği müzakerelerle gerilimi azaltmaya ve sorunu zamana yayarak gündemden düşürmeye çalışıyordu.

Örneğin Münbiç’teki YPG unsurlarına yönelik gerilimde mutabakat sağlanmışsa da ABD konuyu zamana yayarak sözünü yerine getirmemiş, Barış Pınarı harekâtının öncesinde ise kurulan güvenlik mekanizmasında ciddi bir ilerleme kaydedilememişti. Türkiye bu durum karşısında, sınır hattına yaptığı askeri yığınak ve siyasi düzeyde en üst perdeden kararlı tutumuyla ABD’ye net bir mesaj vermiş, Türkiye’nin askerî harekâtının kaçınılmaz olduğunu anlayan ABD Başkanı Trump, önceden aldığı Suriye’deki askerlerini çekme kararını uygulamaya sokmak durumunda kalmıştı.

Fakat Trump, dezenformasyon ve kara propagandanın eşlik ettiği yoğun bir kampanyayla ABD’nin YPG endeksli Suriye politikasının mimarı olan müesses nizam ve Kongre’den yoğun eleştirilere maruz kaldı. İçeride azil tartışmaları yaşanırken ikinci bir baskıyı kontrol altında tutmak isteyen Trump, Barış Pınarı harekâtının başlamasıyla birlikte bir yandan sosyal medya üzerinden tutarsız mesajlar göndermeye başladı, bir yandan da 14 Ekim’de yayımladığı başkanlık kararnamesiyle Türkiye’ye yaptırım kararı aldı. Amerikan Kongresi’nde de Barış Pınarı harekâtı nedeniyle Türkiye’ye ağır yaptırımlar uygulanmasını içeren karar tasarıları hazırlanmaya başlandı.

Böylesi bir dönemde bir hamle daha yapan Trump, Başkan Yardımcısı Mike Pence, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien’dan oluşan bir heyeti durumu müzakere etmek üzere hızlı bir şekilde Türkiye’ye gönderdi. Heyetin Türk yetkililerle 17 Ekim’de Ankara’da yaptığı müzakereler sonucunda mutabakata varılması, özelde Suriye krizi, genel olaraksa Türkiye-ABD ilişkileri açısından bir dönüm noktası niteliğinde.

Varılan mutabakatın anlamı
On üç maddelik ortak açıklamanın içeriği incelendiğinde, mutabakatın Türkiye’nin Barış Pınarı harekâtını başlatırken ilan ettiği hedeflerle uyumlu olduğu görülüyor. Bu bağlamda, mutabakat kapsamında YPG’nin güvenli bölgeden çekilmesi, ağır silahlarının toplanması, güvenli bölgedeki YPG mevzi ve tahkimatlarının imha edilecek olması gibi unsurlar, zaten Barış Pınarı harekâtı kapsamında ilan edilen hedefler arasındaydı.

Bunun yanı sıra Barış Pınarı harekâtının sona ermemesi, sadece uygulama için 120 saatlik bir ara verilmesi de oldukça anlamlı. Zira mutabakatın uygulanması açısından bir süre sınırı konulması, uyulmaması halindeyse harekâtın kaldığı yerden devam edecek olması, ABD ve YPG üzerinde önemli bir baskı unsuru olacaktır. Dolayısıyla ABD’nin (önceki uygulamalarında görüldüğü gibi) bir zamana yayma/oyalama stratejisi uygulamasının büyük ölçüde önüne geçilmiş oldu. Ayrıca YPG’nin ağır silahlarının toplanması konusunda esas sorumluluğun (terör örgütüne bu silahları veren) ABD’de olduğu, ortak açıklamadan çıkarılabilecek diğer bir sonuç.

Güvenli bölgenin sınırı ortak açıklamada net bir şekilde belirtilmedi. Fakat Başkan Yardımcısı Pence ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından yapılan ayrı basın açıklamalarında, güvenli bölgenin kuzeydoğu Suriye’de sınır boyunca 30 kilometre derinlikte olduğu anlaşılıyor. Ortak açıklamada güvenli bölgenin kontrolünün Türkiye’de olacağının belirtilmesi, terör unsurlarının şeklen değil, kesin olarak bu bölgeden temizlenmesinin sağlanması açısından oldukça mühim. Zira 2019 Temmuz’unda yürütülen müzakerelerde ABD, Türkiye’nin şehir merkezlerinde kontrol sahibi olmasına yanaşmamış, diğer alanlardaki kontrolün de ortak olması konusunda ısrarcı olmuştu.

Öte yandan, normal şartlarda Barış Pınarı harekâtı ile gerçekleştirilemeyecek bir mesele de ortak açıklamaya yansıdı: 120 saatlik ara süresince ABD tarafından Türkiye’ye yeni yaptırım uygulanmayacağı, çekilmenin başarıyla sona ermesi ve harekâtın durmasının ardından ise 14 Ekim’de uygulamaya konulan yaptırımın kaldırılacağı ifade edildi. Bununla ilişkili olarak, Kongre’nin olası yaptırımının önüne geçmek için Amerikan hükümetinin Kongre nezdinde çalışmalar yapacağı görülüyor.

Ortak açıklamayla varılan mutabakatın etkin bir şekilde uygulanması halinde, Türkiye’nin Barış Pınarı harekâtıyla zaman içinde ve daha fazla bir maliyetle gerçekleştirmeyi planladığı hedeflerin ve daha fazlasının, daha az bir maliyetle ve daha kısa bir süre içinde gerçekleştirilebilmesi ihtimali bulunuyor. Türkiye ile ABD’nin uzlaştığı hususların büyük ölçüde tartışmaya açık olmayan, kısa vadede gerçekleştirilebilecek, şeffaf ve denetlenebilir nitelikte olması önemli. Zira ABD’nin veya YPG’nin mutabakatın şartlarını yerine getirmediği Türkiye açısından net bir şekilde ortaya konulabilecek ve bu durum Barış Pınarı harekâtı açısından en fazla 120 saatlik bir zaman kaybına yol açacaktır.

Ortak açıklamanın Türkiye’ye ek bir sorumluluk getirmediği görülüyor. Zira açıklamada belirtilen sivillere ve sivil altyapıya zarar verilmemesi, DEAŞ’la mücadele gibi hususlar zaten Türkiye’nin terörle mücadele harekâtlarında öncelik verdiği konulardı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtları Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetine birer örnek teşkil etmektedir. Barış Pınarı harekâtının başlamasından itibaren yapılan yoğun kara propaganda ve dezenformasyon girişimlerine rağmen, Türkiye’ye bu konuda somut, kanıtlarla desteklenmiş bir eleştiri getirilememiştir.

Öte yandan 120 saatlik süre içinde ABD’nin taahhütlerine uygun davranmaması, YPG’nin de koşullara uymaması ihtimali bulunuyor. Böylesi bir durum, Türkiye’nin harekâta kaldığı yerden devam etmesinin yanı sıra, YPG’nin ABD tarafından izole edilmesi ihtimalini barındırıyor. Dolayısıyla böyle bir durumda, ABD’nin harekât nedeniyle Türkiye üzerinde uyguladığı baskının azalması veya sona ermesi de söz konusu olabilir.

ABD’nin Barış Pınarı harekâtı bölgesindeki askerlerini çekmiş olması, güvenli bölgenin oluşturulması sürecinde sahada ve YPG üzerindeki etkisi konusunda kuşkular doğmasına neden oluyor. Bu noktada, YPG ile Rusya ve Şam rejimi arasında yapılan görüşmeler ve olası işbirliği, ABD’nin mutabakatın uygulanmasındaki rolünü sınırlandırabilecektir. Ancak unutulmaması gereken, Türkiye’nin ABD ile uzlaşarak değil, ABD baskısına rağmen Barış Pınarı harekâtını başlattığıdır. Dolayısıyla ABD’nin sahadan çekilmesinin ardından YPG’nin bu tarz angajmanlara girebileceği, askeri ve siyasi açıdan beklenen ihtimaller arasındaydı. Bu nedenle Barış Pınarı harekâtı öncesinde ve sırasında Rusya ile müzakerelerin yoğunlaştığı da gözden kaçırılmamalı. Diğer bir ifadeyle, ABD’nin sahada askerinin olmaması, Türkiye’nin mutabakat öncesi durumuna fazladan bir olumsuz etki oluşturmayacak, katkısı ise Türkiye’nin işini kolaylaştıracaktır.

Sonuç olarak, 17 Ekim’de varılan mutabakat, içeriği açısından Türkiye için net bir kazanımdır. Elbette mutabakatın etkin bir şekilde uygulanması Türkiye’nin kazanımını daha anlamlı kılacaktır. Zira Barış Pınarı harekâtı sürecinde büyük ihtimalle daha fazla bir maliyetle gerçekleştirilecek hedeflerin ve daha fazlasının, daha az bir maliyetle ve daha kısa bir süre içinde gerçekleştirilebilmesi ihtimali ortaya çıkmıştır.

Bununla beraber, mutabakatın gereği yerine getirilse de getirilmese de Türkiye’nin 16 Ekim’deki pozisyonundan daha avantajlı olduğu söylenebilir. Zira dört ay önce, haftalarca yürütülen müzakerelerde, ABD’nin bu açıklamadaki hususları kabul ve taahhüt etmesi düşünülemezken, daha üst düzey bir heyetin bir günlük müzakere sonucunda bu noktaya gelmesi önemlidir. ABD’nin bu noktaya gelmesinde ise Türkiye’nin cephede gösterdiği başarı ile sahadaki ve masadaki özgüvenli ve kararlı tavrı etkili olmuştur. Zira harekât öncesinde ve sırasında, diplomatik baskıların yanı sıra, Türkiye’ye ekonomik alanda veya silah transferlerine ilişkin yaptırım tehditleri ve yaptırımlar uygulanması söz konusu olmuştu. Fakat bu yaptırım uygulamaları ve tehditlerinin Türkiye’nin terörle mücadeledeki tutumunu değiştirmemesi, diğer aktörlerin tutumlarını gözden geçirmelerine neden oldu.
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner150

banner153

banner148

banner188

Suriye'nin kuzeyinde bombalı terör saldırısı:...
Suriye'nin kuzeyindeki Bab ilçesinde meydana gelen bombalı terör saldırısında ilk belirlemelere göre 10...

Haberi Oku