Batılı emperyalist toplumlarda yerleşik bir düzen vardır. Demokrasi.. Devletin başında Kral da olsa batılı ise orada demokrasi vardır, İngiltere, Danimarka, İspanya, İsveç, Norveç gibi.. Ayrıca bu ülkelerde Lâiklik de vardır fakat Vatikan’daki Papa’ya bağlılık yeminleri ederler ve kutsal kitapları üzerinde anlaşma yeminlerini gerçekleştirirler. Bu ülkelerde Hristiyan inancına dayalı, yani teslis inancını temel almış olan güçler ayrılığı prensipleri geçerlidir. Bu prensipler teslis gibi üç ayrı gruptur. Yasama, Yürütme ve yargı..
Kısaca, batıda Monarşi vardır, dine dayalı sistem vardır ve din adamlarının güç ve otoritesi vardır.. Hatta Papa’nın yönettiği bir din devletleri vardır. VATİKAN.. Buna rağmen onlar yine de
DEMOKRATTIR!
Bu Demokrat ülkeler, üçüncü dünya ülkelerini ve milletlerini çok seviyor olmalılar ki, onlara sık sık Demokrasi ihraç ederler. Ancak ihraç malı demokrasiler girdikleri ülke halklarını canından bezdirir. Ne ahlak bırakır ne ekonomi ne de vatan.. Yaşasın demokrasi, yaşasın özgürlük ve eşitlik sloganlarını bağırta bağırta, insanları sömürüler. Ne hikmetse bu milletler demokrasiye kavuşmalarına rağmen bir türlü refaha kavuşamazlar. Lâkin demokrasiyi ihraç edenler son derece müreffeh yaşarlar.
Bu zaviyeden baktığımızda bizim güzel ülkemizin de aynı tezgâhtan geçtiğini görmekteyiz. Cumhuriyet kurulurken aynı sloganlar atılmıştı: Hürriyet, adalet, müsavat.. Bu sloganlar havada kalmakla kalmadı aksine tersine işledi bu güne kadar.. Hürriyet dediler tek partiyle yönettiler.
Adalet dediler, seyyar mahkemeler vasıtasıyla halkı meydanlarda idam ettiler. Müsavat dediler, beyaz Türkler memleketin sahibi, diğerleri Goyim (Yahudi’nin diğer insanlara taktığı sıfat) muamelesi gördüler. Halkımız ne zaman içinden bir lider seçip yönetime getirse ülke hemen kalkınmaya başlıyor ve millet umuda kapılıyor. Biraz nefes alıyor. Yüzü gülmeye başlıyor, derken yine Demokrat ülkelerden biri düğmeye basıyor ve “Size bu demokrasi biraz fazla geldi” deyip bir darbe ile Milletin adamı ya iktidardan indirilmiş ya da dar ağacına asılmıştır.. Azılı bir suçlu gibi..
Her şeye rağmen Milletimiz düşe kalka da olsa batının dayattığı Demokrasiyi kullanmayı başardı. “Yeter artık yetki bendedir” diyerek son bir hamle ile kendi içinden son bir lider çıkardı. Bu son lider ülkeyi demokrasi havarilerinin gözüne baka baka ileri seviyelere taşımaya başladı.
Hem de demokrasiyi bize dayatanlara demokrasi dersi vere vere. Halkın elinden alınmış olan inanç, fikir, if ade, adalet, özgür eğitim, özgün üretim gibi hakları birer birer topluma yerleştirmeye başladı. Bu hareket elbette onu seçip getiren halkın en büyük beklentisi ve hakkıydı da.. Bu hak sahibine iade edilince, toplumda bir canlanma, bir hareketlilik, bir güven ortamı oluştu. Bu millet artık kendine güveni kazanmıştı ve bu hızla yapamayacağı hiçbir şey yok gibiydi. Zira bu millet tarihinde birçok kez neler yapabileceğini ispatlamış bir millettir. Milletin içinden çıkardığı liderle
 beraber büyük kalkınma hamlelerine kalkışması batılı emperyalistleri ürküttü. Daha doğrusu ellerindeki avı, ya da sağmal koyunu kaçıracaklarını anladılar. Böyle gidemezdi ve Türkiye’yi kaybedemezlerdi. Üç bin yıldan beri dünya halklarına fitne ve terör tohumları ekmiş olan Yahudi teorisyenlerin taktikleriyle milletin arasına yerleştirilmiş olan terör hücreleri uyandırıldı ve millete savaş açıldı. Aslında bu savaş kesintisiz olarak asırlardır devam etmektedir. Ancak güçlendiğimiz zamanlarda uykuya çekilir, zayıfladığımız zamanlar üzerimize çullanır ve bizi perişan ederlerdi. Yakın tarihte birçok terör örgütünü uyandırıp üzerimize saldılar. DHKPC, PKK, KCK, YPG; IŞİD, gibi.. Bunlar sürekli kanımıza, malımıza, canımıza saldırdılar. Ancak milletin gücünü kıramadılar. Son hamle ile tüm güçlerini toparlayıp 15 Temmuz’da top yekûn millete saldırdılar. Allah bu milleti kayırıp korumaktadır. Zira Allah yolunda en çok Şehit veren bu milleti elbette ki Yaradan terk etmemiş ve korumuştur. Yahudi, Hristiyan, Mecusi, Ateist, İtperes, Putperest ne kadar millet düşmanı varsa hepsi hile ve tuzaklarıyla geldiler, fakat Allah’ın tuzağı onların oyunun bozdu.
Topyekûn Millet ayaklandı ve düşmana dersini verdi. Düşman vazgeçmez.. Nitekim geçmeyecek te.. Şimdilerde başka hile ve tuzaklarla üzerimize gelmektedirler. Bütün mesel Türkiye bağımsızlığına kavuşmasın. Sömürülmeye devam etsin. Uzaktan kumandalı Eyalet Valileri tarafından yönetilsin ve halk onlara çalışıp hizmet etsin. Ancak bu sefer onların Sömürge valisi yok, Milletin adamı var ve milleti bağımsızlığına kavuşturmak için de mevcut Anayasada gerekli değişiklikleri yaparak sömürgeci ve uşaklarının önünü kesecek inşallah. 1982 de “Bizim çocuklar” ın Millete dayattığı anayasanın değişmesi gerektiğini, bunun bağımsızlık yolunda atılacak ilk adım olduğunu gündeme getiren lider, birden batılı Monarşik
Demokratları baş düşmanı oldu. Hani siz Demokrattınız.. Hani Demokrasi Halkın iradesi ve halkın reyi idi. Türkiye’de yapılacak olan Referandum Demokrasinin ta kendisi değil mi? Yani mesele millete sorulacak ve Millet ne derse o olacak. İşte sana demokrasi.. Bunu batılılar bize dayatmıştıya.. Tamam, işte biz de demokrasinin gereği olarak anayasamızı halkımıza götürüyoruz. Halkımızın kararına göre yolumuza devam edeceğiz.
Halkın iradesi demokrasi ise bizim bu referandum kararımıza neden tepki gösteriyor bütün Batılı ülkeler ve Emperyalistler? Hani kendileri demokrattı ve bizim de demokrat olmamızı istiyorlardı ya! Buyurun halkın iradesine.. Neden bas bas bağırıyorlar bütün emperyalistler? Durum gayet açık aslında.. Adamlar pazarlarını kaybedecek. Sömürge kaybedecek. Uşak bulamayacak. En kötüsü de Türkiye’nin bağımsızlığı diğer ülkelere de örnek olacak ve dünya çapında bir domino hareketi başlayacak ve birer birer batı sömürgesinden kurtulacaklar. Şu anda Hasta olan batı ecelinin yaklaştığını anlamaktadır ve bütün gücüyle Türkiye’ye yüklenmektedir. Artık batıda Demokrasi askıya alınmış, Ülkemiz ve ülkemiz insanları oralarda linç edilmektedir. Topyekûn emperyalist ülkeler, şer odakları, terör örgütle el ele vermiş bizdeki Anayasa referandumunu sabote etmek için çalışmaktadırlar. Yani Demokratlar ülkemizde demokrasinin gereği olan referandumu, halkın reyini, halkın iradesini engellemek istemektedirler.
Buraya kadar düşman ne yaparsa hakkıdır, asıl olan bizim ne yaptığımızdır? İfadesiyle özetlenebilir.. Elbette öyle.. Düşman düşmanlığın yapacaktır. Biz ne yapmaktayız? Evet işin bu cephesi dışarıdan çok daha vahim ve acı verici. Zira dışarıdaki bu şer güçlerinin çalışmalarının daha şiddetlisini ve aşırısın içeride yapan odaklar var. Tamam, anayasa değişikliğini kabul etmeyebilirsin. Zaten referandumun amacı da odur.
Halkımızın bazısı kabul edecek bazısı kabul etmeyecektir. Fakat burada bütün mesele ülkenin ve Milletin menfaati düşünülmelidir. Yani kabul eden de etmeyen de ülkeyi düşünerek hareket etmelidir ve bir birine saygılı olmalıdır. Hali hazırda görünen manzara hiç te söylediğimiz gibi değil. Türkiye’de o kadar hain ve şer odakları var ki dışarıdakilere neredeyse rahmet okutacaklar. Düşmanlık şahıslar üzerinden ülke ve illet düşmanlığına götürülüyor. Bunun için yapılan değişiklikleri halka anlatırken olmadık yalanları ve iftiraları kullanmaktadırlar. Bu millet o kadar zulüm ve zalim gördü ki, artık bir daha aynı yerden yılana ısırılmayacaktır.
Bu anayasa referandumu bir bağımsızlık hamlesidir. Başta Siyasi ve idari olmak üzere, İktisadi, sanayi, kültürel alanlarda tam bağımsızlığa gidişin başlangıcı olacaktır. Son bir asırdan fazladır uyutulmuş ve kandırılmış olan Milletimiz uyanmıştır. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.
Onlar istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.
Abdülmecid YILDIZ
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×