Başlıktaki kavramlara bir bakacak olursak;Namus; Eski Yunanca nomos’tan gelir. Yasa, töre demektir. Şeref ise Arapça, yücelme, öne çıkma manasındadır.

Namusun kelime anlamı yeterince açık olduğundan açıklama yapılmasına gerek yok. Fakat şeref, kişinin başkaları tarafından nasıl göründüğüne dairdir. Buna benzer bir ifade “Gurur” içinde söylenebilir zira gurur, kişinin başkalarının kendisini nasıl gördüğü hakkındaki düşüncesine dairdir.
Şimdi gelelim neden bu kavramlardan bahsettiğimize. Gündemi takip eden herkesin bildiği üzere ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bir açıklama yaparak neden Cumhurbaşkanı adayı olmadığını anlattı tüm Türkiye’ye. Aynen şu ifadeleri kullandı : 
“Ben en başından beri bir siyasi partinin genel başkanının, cumhurbaşkanı adayı olmaması gerektiğini söyledim. TBMM’ye gelip namusum ve şerefim üzerine tarafsız kalacağıma dair, eğer gelsem yemin etmem gerekecekti bir partinin genel başkanı olarak. Ben namusuma ve şerefime düşkün bir insanım.”
Yani Cumhurbaşkanı adayı olmamasının sebebi namusuna ve şerefine düşkün biri olması imiş. E tabi böyle olunca insan düşünmeden edemiyor, CHP’nin açıklayacağı Cumhurbaşkanı adayının namus ve şerefinde bir problem mi var? 
Cumhurbaşkanı tarafsız olacak elbette ama yaptığı hizmetler ve vatandaşlarına karşı. Kişisel düşünce ve fikirlerine kim ne hakla bir şey söyleyebilir? Şimdi bana söyleyin, yıllar boyunca DP, AP,DYP ekolünden gelmiş ve bu partilerde genel başkanlık yapmış olan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel mi tarafsızdı? Ya da ANAP kurucusu, onu tek başına iktidar yapan, Başbakan olan, ardından da Cumhurbaşkanı olan rahmetli Turgut Özal ne kadar tarafsızdı partisi konusunda? Saydığım isimlere başka örnekler de eklenebilir fakat söylediğimin açık olduğuna inanıyorum : Cumhurbaşkanı olarak vatandaşları arasında herhangi bir ayrım gözetmeden ülkesi, milleti ve devletine hizmet konusunda tarafsız davranan kişinin namus ve şeref kavramları üzerinden değerlendirilmesi abesle iştigaldir!
Şimdi aklınca bu değerlendirmeyi yapan kişiye geri dönelim. Bu kişi namus ve şeref kelimelerini de basite indirgedi aslında. Bu ifadeler sadece tarafsızlık söz konusu olduğunda kullanılmamalı. Bana kalırsa yalan söylemek de namus ve şeref ölçütünü belirleyen kriterlerden biri olmalı. Ki öyledir zaten değil mi kemal bey? O halde neden bu kadar sıklıkla ve ısrarla yalan söylediğinizi açıklamaya kelimelerin yetmeyeceği de ortada. 
Bir bakalım kendince namus ve şeref! timsali olan Kemal Kılıçdaroğlu ve yalanlarına.
2016 yılı 22 Kasım'da 15 Temmuz şehitlerinin yakınlarının istedikleri takdirde askerlikten muaf tutulmasının önünü açan düzenlemenin 'ayrımcılık' olduğunu iddia ederek "Şehitler arasında ayrımcılık yapmak hainliktir. PKK'ya karşı mücadele eden şehitlerin çocukları ve kardeşleri de yararlanmalı" dedi. Milli Savunma Bakanlığı Kılıçdaroğlu'nu yalanlayarak "Askerlik Kanunu'nda Terörle Mücadele kapsamında şehit olanların çocukları ve kardeşleri zaten zorunlu askerlikten muaftır" diye açıklamada bulundu.
 2016 yılı 6 Kasım'da olağanüstü toplanan MYK'da "ByLock kullanan 4 bakanı ve 60'a yakın vekili açıklayacağız, dokunulmazlıklarının kaldırılmasını talep edeceğiz" dedi. 2017 yılı 3 Nisan'da "AKP içinde 120-180 civarında ByLock'çu milletvekili var, açıklasınlar" diye konuştu. Aradan 1,5 yıl  geçti, Kılıçdaroğlu'ndan hala ses yok.
7 Haziran 2015 seçimlerinden önce Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde altın klozetler olduğundan bahsetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ; “ Gel bütün külliyeyi gez, bir tane altın klozet bulursan ben görevimden istifa edeceğim. Fakat bulamazsan sen CHP genel başkanlığını bırakacak mısın?” diye seslendi fakat Kılıçdaroğlu bu konuyu bir daha ağzına almamakla yetindi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Elinizdeki dövizleri bozdurun, TL ve altına çevirin" çağrıları sonrası tüm yurtta kampanyalar başlatılırken, CHP lideri bu kampanyayı da yalanlarıyla gölgelemeye çalıştı. "Cumhurbaşkanı dolarlarını bozdurmadı" diyerek iftira atan Kılıçdaroğlu'na yanıt Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'dan geldi. Bozdağ, Erdoğan'ın bankadaki parasını bozdurduğunu belirterek, “İşte dekontu burada" diyerek dekontu gösterdi.
3 Eylül 2010'da "Kim darbe girişimi yaparsa o tankın önüne ilk ben çıkacağım" dedi. 15 Temmuz darbe girişiminde Atatürk Havalimanı'ndaydı. Korumalarının darbecilerle görüşmesinin ardından tanklar çekildi ve Atatürk Havalimanı VIP bölümünden Bakırköy Belediye Başkanı'nın evine geçti. Kılıçdaroğlu'nun, darbe girişimini televizyondan kahve içerken izlediğine yönelik fotoğraflar basına yansıdı. Geçen 15 Nisan'da "Siz 15 Temmuz gecesi tankın önüne neden çıkmadınız? Daha önce böyle bir demeciniz olmuştu" sorusuna "İyi de tank getirselerdi, nerede tank?" cevabını verdi.
Görüyorsunuz ya, Kemal Kılıçdaroğlu ve yalanlarını yazmaya kalksak neredeyse ciltler dolusu kitaplar dolacak. Gelgelelim sürekli “namus ve şereften” bahseden bu kişiye kimse doğru söylemenin de erdemli ve faziletli bir davranış olduğundan bahsetmemiş olacak ki ne yalan konuşmaktan çekiniyor ne de sürekli tekzip edilmekten utanıyor. 

Bir de Kılıçdaroğlu  Cumhurbaşkanı adayını tarif ederken aşağıdaki kriterleri saymış ;
1. Türkiye’nin sorunlarını çözecek kapasitede olacak.
2. Bir başarı hikâyesi olacak.
3. Topluma güven verecek.
Tarif ettiği kişi zaten mevcut Cumhurbaşkanı olarak görevine devam eden ve  inşallah 24 Haziran’da da yeniden seçilecek olan Recep Tayyip Erdoğan. Malumunuz üzere iktidarda olduğu 16 yıl boyunca Ak parti ve lideri Recep Tayyip Erdoğan bu özellikleri taşıdığı için milletin gönlünde kendine yer bulmuyor mu? Israrla Kemal Kılıçdaroğlu ve avanelerini sandığa gömmüyor mu? 
Son olarak eklemek istediğim bir şey var. Kemal Kılıçdaroğlu bu özellikleri sıraladığına göre ancak bu özelliklerin kendisinde olmadığını düşünüyor olmalı ki Cumhurbaşkanı adayı ol-a-madı. Yoksa namus ve şeref! timsali biri olduğuna kimsenin şüphesi yok.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×