Biliyorum, bu başlık aslında pek de hoş durmadı. Seçimler her ne şartlar altında olursa demokrasi ve istikrar adına zamanında yapılmalı fikrindeyim. Amma velakin, yazının bütününde baktığınızda göreceksiniz özellikle son dönemde yaşanan 2 erken seçim Türkiye’de taşları yerinden oynattı diyebiliriz. Şimdi gelin zamanı geri alalım, ilk defa 1957 yılında yapılan erken genel seçimlerin özelinde Türkiye yakın tarihine kısa bir göz atalım.

Yukarıda da belirttiğim gibi ilk defa erken genel seçim tecrübesini 27 Ekim 1957’de yaşadık. Sebebini tam olarak bilemesem de normal vaktinden 1 yıl öncesine seçim kararı alan iktidardaki Demokrat Parti, bugün hala tartışılan bir takım olaylar neticesinde yine birinci olarak ayrılmış fakat oylarını ciddi derecede düşürmüştü. O zaman ki seçim sisteminin de sağladığı avantajla milletvekilliklerinin birçoğunu kazanmış olmalarına rağmen tarihe kazandıkları son seçim olarak geçti 1957 erken seçimi.

Aradan tam 30 yıl geçsin ve 1987 yılına gelelim. 80 darbesinin akabinde tüm siyasi partiler kapatılmış ve liderlerine de siyaset yasağı gelmişti. Darbeden sonra yapılan seçimlerde Anavatan partisi ve bu yazının yazıldığı gün itibariyle vefatının 25. Yılını idrak ettiğimiz rahmetli Turgut Özal Başbakan olarak seçildi. Gelgelelim 1987 yılında hayati bir referandum yapıldı: Siyasi yasaklıların affedilmesi!

Yoğun bir HAYIR kampanyası yürüten Özal ve ANAP, buna rağmen kıl payı bir farkla sandıklardan EVET çıkmasına engel olamadı. ( %50,24 EVET - %49,76 HAYIR) Bunun üzerine erken genel seçim kararı alındı fakat 29 Kasım 1987’de yapılan seçimde ANAP birinci olarak ayrılmasına rağmen tam 9 puan birden düşüş yaşamıştı.

1991 yılına geldiğimizde rahmetli Özal Cumhurbaşkanı idi ve partisi ANAP’ta liderlik sorunu baş göstermişti. Yıldırım Akbulut’tan genel başkanlığı devralan Mesut Yılmaz taze kan olarak erken genel seçime gitme kararı aldı. Fakat umduğu gerçekleşmedi. Seçim sonucunda ANAP iktidarı kaybetmiş, DYP-SHP koalisyonu ile tanışmıştı Türkiye.

Turgut Özal’ın vefat etmesi ile Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel’in ardından bu kez ANAP’ın düştüğü duruma sürüklendi DYP. Genel Başkan seçilen Tansu Çiller Başbakanlık görevini yürütse de parti içinde ismi tartışılmaya devam ediyordu. Çiller bir orta Asya gezisinde iken iktidar ortağı Hikmet Çetin, Mesut Yılmaz’la erken seçim için anlaştı. DYP’li Hüsamettin Cindoruk, Çiller’in dönüşünü beklemeden partide ara seçim kararı aldı. 24 Aralık 1995 yılında yapılan seçimlerde DYP bir önceki seçime göre yüzde 7,3’lük bir oy kaybı yaşadı. Bu kez Necmettin Erbakan ve Refah Partisi birinci olmuş ve seçim sonuçlarına göre DYP ile bir koalisyon hükümeti kurulmuştu. O günlerde sanıyorum kimse tahmin edemezdi bu ortaklığın ülkeyi 28 Şubat ihanet sürecine götüreceğini. Bu süreçte binlerce mütedeyyin insan fişlendi, işlerinden kovuldu, sırf imam hatiplerin önünü kesebilmek için meslek liselerinin önüne katsayı engeli konularak bir neslin geleceği karartıldı. Lafı gelmişken bahsedelim, geçen hafta içinde açıklanan 28 Şubat davası sonuçlarına ağırlaştırılmış müebbet cezası alıp da yaş haddinden dolayı beraat edilen kişiler, mahkemece salıverilmiş olsalar dahi tarihten ve milletin vicdanından asla kurtulamayacaklar.

Siyasi tarihimizde 1995-99 arası dönemi kısa süreli kaotik koalisyonlar dönemi olarak görmek mümkün. Siyasi vaziyet “Hareketler ofsayt, sözler sansasyon/bu kafayla kurulamaz koalisyon” diyen Uğur Işılak’ın şiiri kadar fenaydı. 1997’de ANAP-DSP-DTP koalisyonu kurulmuştu. CHP de dışarıdan destek veriyordu. Türk bank skandalı sonrasında CHP desteğini çekip hükümeti düşürdü. Erken seçime gidildi. 18 Nisan 1999’da yapılan seçimde DSP birinci parti çıkarken CHP Meclis’e giremedi. 28 Şubat ihanet sürecinde kapatılan Refah Partisi yerine kurulan Fazilet Partisi ise ancak üçüncü olabilmişti.

Ve gelelim 3 Kasım 2001 yılına. 
“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” mottosuyla Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi, yani Ak Parti, bu yılda yapılan erken genel seçimde Özal’ın ANAP’ı zamanından bu yana ülkenin hasret kaldığı tek başına iktidar olma fırsatını yaşadı. Peki bu sürece nasıl geldi Türkiye?

Öcalan’ın yakalanmasıyla siyasi rüzgârı arkasına alan DSP, 1999 seçimlerinden birinci çıkınca ANAP ve MHP ile koalisyon kurdu. Ancak büyük Marmara depremi sonrasında başlayan ekonomik kriz, 2001’de siyasi krize dönüştü. Cumhurbaşkanı Sezer’le Başbakan Ecevit arasındaki anayasa kitapçığı fırlatma krizinden sonra erken seçime gitme kararı çıktı. Kasım 2002’deki erken seçimde Meclis’teki bütün partiler baraj altında kalırken Ak Parti yüzde 34’le iktidar oldu. CHP Meclis’teki ikinci partiydi. O güne kadar iktidar ortakları olan DSP, ANAP ve MHP ile Çiller’in DYP’si baraj altında kalarak meclise dahi giremediler.

Bu seçim sonucunda yaşananlara baktığımızda ise adeta şaha kalkan bir Türkiye görüyoruz. Ülkenin son 16 yılında yaşadığı değişim ve gelişimleri bu yazımızda paylaşmaya kalksak roman olacağı için son erken genel seçime gelelim biz. 

1 Kasım 2015
Ama ne oldu da 1 Kasım tarihine geldi Türkiye? Normal zamanında yapılan 7 Haziran genel seçimleri sonucunda Ak Parti yeniden birinci parti olsa da bu kez tek başına iktidar olacak oy oranını yakalayamamıştı. Bunun akabinde koalisyon tartışmaları gündeme geldi elbette. Fakat mecliste yer alan partilerden CHP ve HDP ile asla koalisyon yapılamayacağını ifade eden Ak Parti tabanı, MHP ile bir ortaklığa sıcak baksa da lideri Devlet Bahçeli’nin asla koalisyona yanaşmaması sebebiyle geçici bir seçim hükümeti kurularak 1 Kasım 2015’e gidildi. 7 Haziran’da %40 oy alan Ak Parti bu kez yapılan seçimlerde ise %49,3 oy oranına ulaşarak yeniden tek başına iktidar olma fırsatını yakalamış oldu. 
Malumunuz gündemde yine bir erken seçim lafları dönmeye başladı. Üstelik tarihi de verdi MHP lideri Bahçeli; 26 Ağustos 2018.  Bugün mecliste yapılan MHP grup toplantısında Devlet Bahçeli;
"Cumhurbaşkanlığı Sistemi henüz tam devreye girmedi. Türkiye'nin 3 Kasım 2019'a kadar dayanması kolay değildir. 3 Kasım 2019'a kadar ulaşmak her dakika zorlaşmaktadır. Partimiz mahalli idareler seçimleri hariç geçerli olan Cumhur İttifakı vardır. Türkiye'nin bekası açısından Cumhur ittifakının korunması elzemdir. İttifakın başarıyla seçimlerden çıkılması için toplumsal olayların iyi takip edilmesi, atılan adımların verilere göre atılması gerekmektedir. Türkiye'nin, ABD, Fransa, İngiltere ile ilgili kurulan ilişkiler değişime uğramıştır. Ülkemizin cumhurbaşkanlığı sistemine acilen geçmesi acil bir hal almıştır. " diyerek erken genel seçime ışık yakmış oldu. 
Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler diyerek yazımızı sonlandıralım ve özellikle son 2 erken genel seçimde ülkemizin yaşadığı olumlu deneyimlere dayanarak yine ülkemiz için hayırlı olanı Cenab-ı Allah’tan niyaz edelim. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×