banner171

GÖRÜNMEYENİ GÖREBİLMEK

Devletlerin yaşadığı olayların hiçbir zaman tesadüfi şartlarda gelişmediğine inananlardanım. Bu devlet hele ki Türkiye olunca katiyyen planlananların ötesinde bir gelişme yaşanmamıştır, tarihleriyle sabittir.

Uzun bir yazı olacak, kendinizi hazırlayın ve Gelin son yüzyılımızda başımızdan geçenleri sebeb sonuç ilişkileri içerisinde irdeleyelim.

Çok zor şartlarından ardından yedi düvele karşı ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti elbette ki küllerinden doğacak bir milletin habercisi idi. Atatürk zamanında girişilen inkılaplar sayesinde modern dünyaya adapte kolaylaşacak,  demokrasi ile yönetilen ilk müslüman ülke olmanın da gururunu yaşanacaktı. İlk Çok partili hayat denemesi başarısızlıkla sonuçlansa da 1950 de yapılan seçimlerle Demokrat Parti ve Adnan Menderes devletin başına geçti.

1958 yılında Adnan Menderes, Türkiye’nin öncülüğünde Irak,Pakistan ve İngiltere’nin katılımı ile Bağdat Paktı’nı oluşturdu.1959’da ise Yunanistan Başbakanı ile “Birleşik Kıbrıs” konusunda anlaşmaya varılmıştı. Çok kritik iki karar alınmıştı. Son toplantı için Cenevre’ye giderken 17 Şubat 1959 da uçağı Londra’da düştü.

Sağ kurtuldu!

1951 yılında Cunta yönetimi tarafından asıldığında Bağdat Paktı tarihe gömülmüş, Kıbrıs konusu ise çözümsüzlüğe gömüşmüştü.

Menderes misyonu ile yola çıktığını açıklayan Adalet Partisi Gn.bşk. Ragıp Gümüşpala, bir otel odasında ölün bulundu. Hemen ardından ise başkanlığa çok tanıdık bir isim geliyordu : Süleyman Demirel

23 kasım 1970 de AB ile Brüksel Anlaşmasına imza atıldı. Bu adım Avrupa sürecini sağlamlaştırmıştı. 1971 de 12 Mart muhtırası ise hükümeti düşüren darbe süreci olmasaydı, Türkiye bu anlaşmaya göre 22 yıl sonra AB ye tam üye olacaktı.

Şiddet dolu günlerin ülkeyi kasıp kavurduğu yıllarda, 1 Mayıs 1977 de taksim meydanında kimliği belirsiz kişiler tarafından açılan ateşle 36 kişi can verildi. 7 Mayıs 1977 de Ecevit; “Kontrgerilla vardır, 1 Mayıs olayında parmağı vardır” dedi. Bülent Ecevit, 29 Nayıs 1977’de İzmir-Çiğli yolunda Türkiye’de sadece3 tane olduğu açılnana bir silahla yakın koruması tarafından suikasta uğramasına rağmen sağ kurtuldu.

1980 darbesi ile şartların olgunlaşmasını bekleyenlerim önünde bir çok sorun varken, darbeden hemen sonra 20 Ekim’de Türkiye, vetosunu kaldırarak Yunanistan’ın NATO ya dönmesine izin verdi.

1988 yılında partisinin kongresinde suikasta uğrayan Özal için belkide bir uyarı ateşi yanmıştı. Dinlemedi. Yıllar sonra onu vuran suikastçı, herşeyi vatan için yaptım, diyecekti. 1993 yılında Cumhurbaşkanı Özal , Ortaasya gezisinin hemen sonra öldüğünde ailesi yıllar sonra zehirlendi iddialarını gündeme taşıdı.

Aynı yılda devlet,terör,mafya ilişkilerine odaklanan ve gizli belgelere ulaştıüı söylenen gazeteci Uğur Mumcu bombalı saldırı ile öldürüldü. 2 temmuz 199 yılında 37 kişinin can vermesiyle sonuçlanan Sivas olayıarlında Alevi-Sünni gerginliği tetiklendi. Sadece 5 gün sonra ise Başbağlar köyünde 29 Sünni vatandaşımız öldürüldü. İnançlar üzerinden bir oyun oynanıyordu ve ne yazık ki Türkiye bu oyunların karşılık bulabileceği bir ortama sahipti.

Tam gerçekleşemeyen oyun 12 Mart 1995 te Gazi mahallesinde sahneye kondu.

Silaharın bırakılmasının konuşulduğu günlerde, 33 erin şehit edilmesi, Sabancı gibi iş dünyasında şüphe uyandıran cinayetle, güneydoğuda kardeşlik ve bütünlük yanllısı Gaffar Okkanı ortadan kaldıran bir yapılanma ile Türkiye kan kaybetmeye devam etti.

Özal’la başlayan Dünya aktörlüğüne oynama hevesimiz kursağımızda kalmış, Yeniden içimize kapanmış, iç meselelerimiz ile enerjimizi tüketmeye başlamıştık.

Devamı gelecek..

YORUM EKLE

banner208

banner148

banner150

banner153